8 Nisan 2018 Pazar

Kâbe O'nu karşılamaya gitti!


Kâbe O'nu karşılamaya gitti!

Attar’ın, Tezkiretü’l Evliya isimli kitabında bahsettiğine göre İbrahim Bin Edhem Kâbe’ye varmak için yolda kırk yıl geçirmiş lakin Mekke-i Mükerreme’ye vardığında Kâbe’yi yerinde bulamamış. Bu yüzden sızlanmış, ağlamış ve söyle demişti: “Yazıklar olsun... Gözlerim o kadar kararmış ki artık Kâbe'yi göremiyorum.”

İbrahim Bin Edhem Hz. bunun üzerine söyle bir ses duymuş: “Hayır, Kâbe’yi göreceksin fakat Kâbe Rabia’yı karşılamaya gitti.” İbrahim Bin Ethem Hz. müteessir olmuş; sonra Kâbe’nin yerine geldiğini, Rabia'nin da bir sopaya dayana dayana Kâbe’ye ulaştığını görmüş ve Hz. Rabia'ya bakarak, “Yaptığın işler ne büyük! Dünyaya verdiğin bu velvele nedir? Herkes diyor ki, ‘Kâbe Rabia’yı karşılamaya gitti.’ ”

Hz. Rabia da (k.s.) ona şu karşılığı vermişti: “Ey İbrahim! Ya senin buraya gelmek için yollarda kırk yıl geçirmekle verdiğin velvele ne? Herkes diyor ki, ‘İbrahim her adım başında duruyor ve iki rekat namaz kılıyordu!’ “

İbrahim Hz., “Evet” dedi, “çölü aşmak için kırk yıl geçirdim.”

Hz. Rabia (k.s.) cevap verdi: “Ey İbrahim! Sen buraya namaz kıla kıla geldin. Bense niyaz ede ede geldim.”

Sonra Rabia acı acı ağlamıştı.
Ahirette kurtuluşun tek reçetesi kalb-i Selimdir. Kur'an'da buyrulur: “O gün kalb-i Selimden başka ne evlat, ne mal fayda verir.” (Şuarâ, 88-89) Kalb-i Selimin yolu, dünya ilgi ve sevgisinden uzaklaşmaktan geçer. Çünkü ahirette, yapılan iyiliklerin dışında, altın ve gümüş gibi dünyalık şeylerin bir değeri yoktur.
Hac mevsimi yakın

Kullar, “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” dediğinde Allah da kullarına “Lebbeyk Kulum”  desin. Gözler Kâbe’yi görmeden, Kâbe hacıları karşılamaya gelsin. Hiçbir imkân yokken Allah imkânları mümkün kılsın ve kullarını evinde misafir etsin. Rasulullah, Ravza’sında ümmetini karşılasın; “Geldin mi, hoş geldin” desin. Kâbe’ye gittiğinde başka bir insan, dönünce bambaşka bir insan olsun hacılar, Rabbim gizliden gizliye bize de nasip etsin, içten içe aşina etsin. Hz. Rabia, Hz. İbrahim bin Ethem yani dostları gibi gitmeyi nasip etsin. Gidenler bizden de selam etsin.

22 Mart 2018 Perşembe




Allah’ım!
Sen benim Rabbimsin, ben ise Senin bir kulunum.  
Sen herşeyi yaratan Hâlık’sın, ben ise Senin bir mahlûkunum
Sen rızık veren Rezzâk’sın, ben ise Senin rızkınla beslenen bir merzûkunum.
Sen mülk sahibi Mâlik’sin, ben ise Senin kölen olan memlüküm.
Sen gerçek izzet sahibi olan Azîz’sin, ben ise âciz ve zelilim
Sen hazîneleri bitmeyen zenginlik sahibi Ganî’sin, ben ise Senin ihsanına muhtaç fakr-ı mutlak içinde bir fakirim
Sen gerçek hayat sahibi Hayy’sın; ben ise, Senin hayat verişin olmasa, bir ölüyüm.
Sen varlığı ebedî olan Bâkî’sin, ben ise gelip geçici bir fâniyim
Sen sonsuz izzet ve şeref sahibi Kerîm’sin, ben ise zillet ve kötülükler içinde bocalayan bir leîmim.
Sen sonsuz ihsan sahibi Muhsin’sin, ben ise günah ve kötülük işleyen bir âsiyim.
Sen günahları bol bol bağışlayan Gafûr’sun, ben ise bir günahkârım.
Sen sonsuz azamet ve büyüklük sahibi Azîm’sin, ben ise küçük ve değersiz bir hakîrim.
Sen gerçek kudret ve kuvvet sahibi Kavî’sin, ben ise sınırsız acz içinde bir zaifim.
Sen bağış ve ihsanı veren Mu’tîsin, ben ise lûtuf ve ikramına muhtaç bir dilenciyim.
Sen her türlü zarar ve korkudan uzak Emîn’sin, ben ise maddî ve mânevî korkular içinde biriyim.
Sen cömertlik sahibi Cevâd’sın, ben ise Senin cömertliğine muhtaç bir miskinim.
Sen kullarının duâlarına cevap veren Mucîb’sin, ben ise ise Sana yalvaran duâcıyım.
Sen şifâ veren Şâfî’sin, ben ise türlü türlü dertlere mübtelâ bir hastayım.

Öyleyse ise Sen benim günahlarımı affet, hatâlarımı bağışla, hastalıklarıma şifâ ver,
Ey bütün kemâl sıfatlarla muttasıf olan Allah,
Ey her şeye bedel, her şeye yeten Kâfi,
Ey mahlûkatını besleyip büyüten ve mânilerini def ’ eden Rab,
Ey va’dini mutlaka yerine getiren Vâfi,
Ey kullarına pek şefkatli olan Rahîm,
Ey maddî ve mânevî hastalıklara şifa veren Şâfî,
Ey ikram ve ihsânı bol olan Kerîm,
Ey belâ ve musîbetleri def ’ edip âfiyet veren Muâfi!
Benim bütün günahlarımı bağışla, her türlü hastalığa karşı bana âfiyet ver, beni ebediyen rızâna mazhar eyle.
Bunu rahmetinle ihsân eyle ey Erhame’r-Râhimîn.

دَعْوٰيهُمْ ف۪يهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ۟

Onların duâları, “âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun” sözleriyle sona erer. [Yûnus Sûresi: 10.]
 Âmin!

21 Haziran 2017 Çarşamba

HAMİT AYTAÇ




HAMİT AYTAÇ

(1891-1982) XX. yüzyılın meşhur Türk hattatı.

O   zamanki   adı   Âmid   olan   Diyarbakır'da doğdu. Asıl adı Şeyh Musâ Azmi'dir. Babası. Müstakimzâde'nin Tuhfe'sinde adı geçen hattat Âdem- i Âmidî'nin torunlarından Zülfikar Ağa, annesi Müntehâ Hanım'dır. Diyarbakır'da sıbyan mektebini, askerî rüşdiyeyi ve idâdîyi bitirdikten sonra 1908'de yüksek tahsil için İstanbul'a gitti. Bir yıl Mekteb-i Nüvvâb'a (1910'dan sonraki adıyla Mekteb-i Kudât) devam ettikten sonra sanata karşı kabiliyetini gören hocalarının tesiriyle Sanâyi-i Nefise Mektebi'ne kaydoldu.  Fakat  babasının  ölümü  üzerine  geçimini
sağlamak için çalışmak zorunda kaldığından tahsilini tamamlayamadı. Haseki'de Gülşen-i Mrif Mektebi'nde hat ve resim hoca olarak  çalışmaya başladı; bu arada özel şekilde matbaa işleriyle de uğraştı. Rüsumat (Gümrük) Matbaası. Mekteb-i Harbiyye Matbaa ve sonra da hoca Mehmed Nazif Efendi'nin vefatı üzerine tayin edildiği Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye Matbaası'nda Mehmed Emin Efendi ile beraber hattat olarak çalıştı. Bir yıl kadar da Almanya'da haritacılık ihtisası yapan Mûsâ Azmi Bey döndüğünde memuriyeti yanında geçim  sıkıntı  sebebiyle  Babıâli'de  Hattat  Hâmid  Yazı  Yurdu'nu  arak  Hâmid  rnüstear imza ile piyasaya  yazılar  yazmaya başladı.  Bir  süre sonra da resmî  görevinden ayrılıp kendini tamamen bu işe verdi. 1928 harf inkılâbından sonra alyesini matbaa haline getirerek klişecilik, çinkografi, pantografi, mamul maddeler için lüks etiket ve kartvizit bamı gibi işlerle meşgul oldu. Bunların ya ra hat ile de ilgisini kesmeyerek yurt içinden ve yurt dışından   gelen   özel   istekleri   karşılamaya   devam   etti.   1960   yılında  Paşabahçe  Cam Fabrikası'na girdi, Burada imal edilen cam eşya üzerine çeşitli yazılar yazdı. 1975'te emekliye ayrıldı; ömrünün geri kalan kısmını yazı yazmakla girdi. 19 Mayıs 1982'de vefat etti. Kabri Karacaahmet Mezarlığı'nda Şeyh Hamdullah'ın mezarının yakınındadır.
Hamit  Aytaç  yazı  sevgisini  ve  ilk  yazı  derslerini,  yetişmesinde  büyük  rolü  olan  byan

mektebindeki hoca -sonradan Büyük Millet Meclisi'nin ilk dönem Diyarbakır mebusu olan- Mustafa Akif (Tütenk) Bey'den aldı. Aske şdiyede. ay zamanda Ali zâ Bey ekolüne bağ bir ressam olan Yüzbaşı Hilmi Bey'den sülüs, Vâhid Efendi'den de rik'a meşketti. Bu iki sanatkârdan Romen ve Gotik yazılarını da öğrendi. Ayca Hoca Esad Efendi ile Kolağası Ahmed Hilmi Efendi'den de sülüs ve nesih dersleri aldı. Yazıya olan mera sebebiyle mektepte bir yılını kaybedince baba yazıyla uğraşmasını menetti. Ancak Sultan II. Ab- dülhamid'in  cülus  yıl  dönümünde  yazdığı  bir  tuğra  sebebiyle  aldığı  ödül.  tekrar  yazıyla meşgul olmaya başlamasını sağladı. İdadi yıllarında. Mustafa Rakım yolunda bir hattat olan akraba Abdüsselâm Efendi'den sülüs ve celisini ilerletti, şahsiyeti ve sanat anlayışı büyük ölçüde bu zatın etkisinde gelişti. İmam Said Efendi'den de istifade etti. Ayrıca resimle de ilgilenerek ressam Ali zâ Bey tarzında eserler verdi ve daha çok peyzaj ile meşgul oldu. İstanbul'a geldiğinde Gülşen-i Mrifteki öğretmenliği sırasında mektebin müdürü Süreyya Bey vata ile tanıştığı Hacı Nazif Bey'den celî-sülüs, Reîsülhattâtîn Kâmil (Akdik) ile Neyzen Emin (Yazıcı) efendilerden sü-

lüs ve nesih yazılarında faydalandı. Tuğrakeş İsmail Hakkı (Altunbezer) Bey'in ya- nında tuğra çekme tekniğini geliştirdi. Ta'likte bir müddet Hulusi (Yazgan) Efen-di'ye devam ettiyse de daha çok Mehmed Esad Yesârî'nin yazı örneklerinin etkisinde kaldı ve onun yolunu benimsedi. 1916'ya kadar yazılarında "Şeyh Musâ Azmî", "Musâ Azmî" veya sadece "Az- mî",  bu  tarihten  sonra ise Diyarbakırlı  oluşuna  telmihen  "Hâmidü'l-Âmidî"  ya da  yalnız "Hâmid" imzasını kullandı ve daha çok bununla tanındı. Celî-sülüste Mustafa Rakım ve Sami efendiler yolunda mükemmel bir sanat çizgisi ortaya koydu. Yetm beş yıllık sanat hayatının en parlak devresi 1920-1965 yılları arasına rastlar. Bu sürede ve sonrasında sayısız eser veren ve hayatı hattatlıkla kazanan Hamit Aytaç'a, rk sana ve kültürüne üç çeyrek asra varan hizmeti ve katkıla sebebiyle İstanbul'da 1982 yılında Aydınlar Ocağı Bilim ve Sanat Kurulu tarafından "Üstün Hizmet Armağanı" verildi.

Hattat Hamit'in sanatı geliştirmede şahsi gayreti ve çaba ön planda gelir. O eskiusulde bir hattatın yanında yetişmiş olmayıp daha çok hat otoriteleriyle mütalaa ve müzakerelerde bulunarak ve eski hattatların yazı örneklerini sabırla ve titizlikle inceleyerek ilerlemiş ve başta celî-sülüs olmak üzere sülüs, nesih, celî, talik ve diğer yazı çeşitlerinde, hatta Latin yazılarında hemen hemen ay kudrette kalem kullanan bir sanatkâr şahsiyetiyle kendisini sanat çevrelerine kabul ettirmiştir. Hamit Ayt, İslâm yazı sanatlarına yön veren ve İslâm nyasının dikkatlerini İstanbul üzerinde toplamayı başaran büyük rk hattatlarının sonuncusudur.

En önemli eserlerinden biri, satırlarda "Allah" lazlarını alt alta getirerek, diğeri de Hasan zâ Efendi'nin mushaf-ı şerifini esas alarak yazğı Kur'ân-ı Kerîm'lerdir. Bunların ilki 1974'te ve daha sonraki yıllarda İstanbul, Almanya ve Beyrut'ta, diğeri ise 1986 yılında İstanbul'da balmıştır. Kur'an cüzü. en'âm-ı şerif, Yân-i şerif, dua ve evd mecmuası, elifba türünde yayımlanmış eserleri yanında, hilye, ta, murakka' vb. levha boyutlarında sayısız eseri olup bunların pek çoğu rk ve dünya koleksiyonlarına girmiştir. Eski harflerle ya- yımlanmış yüzlerce kitap, dergi, gazete ve mecmuanın kapak yazıla ile yeni harflerle neşredilmiş dinî ve ede eserlerin Arapça metinlerinin pek çoğu onun kaleminden çıkmıştır. Son yazılarından oluşan Kırk Hadis, Abdülkadir Karahan'ın açıklamalarıyla birlikte Kültür Bakanlığı'nca bastırılmıştır (İstanbul 1977; Ankara 1985).

Şli ve Söğütlüçeşme camileri ile Sirkeci Hobyar Mescidi'ndeki  yazıları, İstanbul Eyüp Camii'nin kubbe yazılan, Ankara Kocatepe Camii'nin mihrap üs ve ana kubbe göbeği yazıları, Kampaşa Camii dış revakları üzerindeki Nebe' sûresi, Kadıköy Moda, Kartal, Pen- dik, Paşabahçe, Fındıklı, Hacıküçük, Çanakkale Çan, Denizli Tavas camileri yazıları, mezar taşlarına hakkedilmiş hatları onun ce yazıdaki dehasını ve kudretini gösterir. Özellikle Şli Camii kapı üzerindeki celî-sülüs aynalı istifi nyaca ünlüdür. İstanbul Belediyesi Şehir Müzesi'nde 4603, 4604, 4605, 4626, 4651, 4658, 4661 numaralarda kayıtlı celî-sülüs, celî- ta'lik ve celî-divanî yazılan da onun en güzel eserlerindendir.

İslâm Konferansı Teşkilâtı'na bağ Milletlerara İslâm Kültür Mirasını Koruma Komisyonu   tarafından   1986   yılında   İstanbul'da   zenlenen   milletlerara   ilk   hat müsabakasına onun averildi.

Hayatının son yıllarında yurt içinde ve yurt dışında pek çok talebenin yetişmesine sebep olm ve icazet vermiştir. Hattat Halim Özyazıcı ve Iraklı Hâşim Muhammed el- Bağdâkendisinden faydalananların başında gelir.


Bibliyografya:

İbnülemin, Son Hattatlar, s. 119-124; Habîbullah Fezâilî, Atlas-ı Hat, İsfahan 1391, s. 379. 380, 649, 650; Mahmûd Şükr el-Cebûrî, Neş'e--hatti'l-'Arabî ve tetavvüruh, Bağdad 1974, s. 171-173; Naci Zeyneddin. Musavveretü'l-hatti'l-'Arabî, Beyrut 1974, s. 133, 150, 188, 194, 263, 352, 361; a.mlf.. Be'icu'l-hattı'l-Arabî, Bağdad 1981, s. 193, 196, 252, 253, 293, 294, 302, 335; M.  Uğur Derman.  "Hamid Aytaç",  Türk Hat Sanatının  Şaheserleri, İstanbul 1982, s. 65-67; a.mlf.. "Hamid Bey", Lâle, sy. 1, İstanbul 1982, s. 18-19; Kâmil el- Baba, Rûhu’l hatti’l-Arabî, Beyrut 1983, s. 102-103, 134-136, 201, 221, 230, 246-251; Şevket Rado, Türk Hattatları, İstanbul 1984, s. 267-269; a.mlf., "Kaybettiğimiz Büyük Sanatkâr Hat- tat Hamid Aytaç", Türkiyemiz, sy. 39, İstanbul 1983, s. 1-4; MilletleraraHattat Hamid Aytaç Hat  Yarışması  (nşr.  IRCICA),  İstanbul  1985;  İsmet  Kerim  Yenisey,  "Hattat  Hamid'le Mülakat", Semet, nr. 40, İstanbul 20 Şubat 1948, s. 12-13; Ali Alpaslan, "Hamid Aytaç", Hayal Tarih Mecmuası, sy. 11, İstanbul 1972, s. 16-20; a.mlf., "İslâm Yazı Çeşitleri", Sanat Dünyamız, sy. 32, İstanbul 1985, s. 35; sy. 33 (1985), s. 33; sy. 35 (1986), s. 41 ; a.mlf., "Hat- tat Hamid'in Kaybının Düşündürdükleri", Milliyet, İstanbul 04 Temmuz 1982; a.mlf.. "Hattat Hamid", Kaynaklar, sy. 1, İstanbul 1983, s. 48-53; Necmeddin Şahiner. "Hat Usta Hamid Aytaç", Yeni Nesil, İstanbul 14 Şubat 1975; "Illüminating The Quran", Arabia, London 1981, s. 74-75; Muhammed Harb. "Hamid: âhirül-hattâtini’l-izâm", el'Arabî, Kuveyt 1982, s. 76-81; "Harflerin Bestekâ Kendisini Anlatıyor", İlme İrfana Ümrana Köprü, sy. 61, İstanbul 1982, s. 8-15; İsmail Yazıcı, "Hattat Hamid ile Hastanede Yalan Son Mülakat", Sanat ve Kültürde Kök, XVI, İstanbul 1982, s. 10-26; Emin Barın, "İslâm Âlemi Hattat Hâmid'i Çok İyi Tar", Yeni Nesil, İstanbul 31 Temmuz 1982; Selçuk Erez, "Bir Kültür Ustasının Ölümü", Güneş, İstanbul 1 Haziran 1982; "Regard sur la Calligraphie Islamicue: Calligraphe Hamid Aytaç", Bulletin d'lnformaüon IRCICA, İstanbul 1982, s. 11-13. (M. Hüsrev SUBAŞI, Aytaç, Hamit”, DİA., IV, 287-289.)

Kâbe O'nu karşılamaya gitti!

Kâbe O'nu karşılamaya gitti! Attar ’ın, Tezkiretü’l Evliya isimli kitabında bahsettiğine göre İbrahim Bin Edhem Kâbe’ye varmak ...