17 Aralık 2016 Cumartesi

Şeb-i Arûs

 
~~62.8~
قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذٖى تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاقٖيكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
De ki: "Sizin kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm var ya, o mutlaka size ulaşacaktır. Sonra gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah'a döndürüleceksiniz de, O size yapmakta olduklarınızı haber verecektir."
62 - Cuma Suresi - Ayet 8
Şeb-i Arûs

“Vefâtımdan sonra benim kabrimi aç ve gönlümün ateşi sebebiyle kefenimden nasıl duman yükseldiğini gör!..”
“Ölüm gününde tabutum götürülürken, bende, bu dünyanın dert ve gamı var sanma! Dünyadan ayrıldığıma üzülüyorum zannetme!”
“Sakın ola ki, öldüğüm için bana ağlama! «Yazık oldu, yazık oldu!» deme! Eğer ben yaşarken nefse uyup şeytanın tuzağına düşersem, işte hayıflanmanın sırası o zamandır!”
“(Fakat ben ruhumla büyük bir heyecan içerisinde vuslata doğru kanat açtığımda sakın ola ki) cenazemi görüp de; «Ayrılık, ayrılık!» deme! Bilesin ki o vakit, benim ayrılık vaktim değil, (Rabbimle) «buluşma» yani vuslat vaktimdir!”
“Beni toprağın kucağına verdikleri zaman sakın; «Veda, veda!» deme! Çünkü mezar, öteki âlemin, cennetler mekânının perdesidir!”
“Batmayı, gözden kaybolmayı gördün ya, bir de doğmayı gör! Düşün ki, Güneş’le Ay batıp gözden kayboldukları zaman onların nûruna bir ziyan gelir mi?”
“Bu hâl, sana; batmak, kaybolmak gibi görünse de, aslında doğmaktır, yeniden hayata kavuşmaktır! (Hem de ebedî bir hayata…)”
“(Dıştan bakınca toprağın kara bağrında bir çukurdan ibâret olan şu) mezar, insana hapishane gibi, zindan gibi görünse de, orası aslında vuslata teşne ruhların (dünyanın iptilâ ve musibetlerinden) kurtulduğu (ve huzur bulduğu) yerdir!”
“Hangi tohum toprağa atıldı, ekildi de tekrar bitmedi; vakti gelince topraktan filizlenme¬di? Niçin insan tohumu hakkında yanlış bir zanna düşersin?”
“Hangi kova suya sarkıtıldı da dolu çıkmadı? Can Yusuf’u neden kuyudan ziyan görsün, niçin feryad etsin?”
“Ben (ten kafesinden kurtulunca) ölü idim, dirildim, ağlamaktayken tebessüme büründüm. İlâhî aşkın devletine nâil olunca da, ebedî devlete (saâdete) kavuştum…”
 
 



 

7 Aralık 2016 Çarşamba



Ben Ney'im Delik Deşik Şimdi Yüreğim...
Ey sevgili tüm şarkılarımı sana söylerim. Duymazsın beni,
kavuşmayacağımızı bilirim. Hep yaşlıdır gözlerim, yanan yüreğimle
hep seni özlerim. Sesimi sana duyuracak yaralı bir gönül beklerim.
O anlattıkça derdini, ben inlerim. Herkesle konuşmam,
...herkes anlamaz beni. Her yürek taşıyamaz bu ateşi.
Her göz yağmurları çağırmaz. Her gönül aşk denizine dalamaz.
Su ateşi söndürür. Marifet suyla ateşi birlikte taşıyabilmektir.
Akıl erdiremez buna her ruh. Aklı erenlere mecnun denilir.

Sıcak ellerine tutundum bir aşığın. Önce bastı bağrına, sonra
götürdü dudaklarına... Nefesiyle titretti yüreğimi...
Parmaklarıyla deşti yaramı, kanattı. Şimdi aşkımı anlatma zamanı.
Ben başlayıncaya konuşmaya, susacak tüm dünya.

"Ya hu!"

Susun şimdi ney'i dinleme zamanı. Feryadımla coştu neyzen.
Aşkla dönermiş dünya, döner semazen.
Haykırışlarımı duyan her kalp kanadı.herkes kendi sevdasınca yandı.
Gönülleri ayrılık acısı sardı.
Aşklar gözyaşına kandı. Sevda aleviyle kanatlandı ruhlar,
sonsuzluğa uzandı.

"Ya hu!"

Şimdi ben konuşmalıyım. Sevgiliye aşkımı haykırmalıyım.
Ben neyim? Küçük bir kamıştım sazlıkta. Kader bir bıçak oldu,
kopardı toprağımdan. Aşk ateşiyle piştim.
Hasretinden bağrımı deldim. Konuş dediler, ağladım, inledim...
Şimdi aşkın ellerinde dolanan bir ney'im...

Ney aşkın sesi... Ney ayrılığa yakılan ağıt.
Ağlar ney aşk ateşiyle... Yüreklerle konuşur ney,
yüreklere konuşur... Aç şimdi kalbinin kulağını:

" Şu ney'in neler söylediğini can kulağıyla dinle!...

O ayrılıklardan şikayet etmededir.

7 Ekim 2016 Cuma

2016 İtibariyle Kıyamet Alametleri

 
2016 İtibariyle Kıyamet Alametleri
Kıyametin ne zaman kopacağını elbette sadece Allah bilir. Kaza geliyorum demez, ama kader bir takım sinyallerle “geliyorum” der. İnsanın dünyaya gelişi ile birlikte kıyamet saati de işlemeye başlamıştır. Doğduktan sonra “doğmak” kadar önemli ikinci aşama ölümdür. Ölüm insanın dünya üzerindeki izini son nefesine kadar takip eder. İnsan sağına soluna, önüne arkasına dikkatlice baktığında bir sona doğru yaklaştığını anlamakta zorluk çekmez. Tabi en zor olanıdır bu: Hayatın ölümün kontrolüne geçmesi karşısında sakin olabilmek. Klasik din kitaplarında eksik olmayan bir malumattır kıyamet alametleri. Zaman geçtikçe yeni yeni maddeler eklenir bu alametlere. Sorun değil, varsın olsun. Lakin bu alametlerin dilini bari çözelim, gelince bizim de haberimiz olsun. Üşenmedim ve kıyamet alametlerinin günümüze seslenen taraflarını güncelleyerek maddeleştirdim. Herhalde iki üç madde de muhayyilemizden neşet etmiş olsa kıyamet kopmuş olmaz. İşte yaklaşanın yaklaşmakta olduğunu en anlaşılır dille ifade eden kıyametin içimizden kopan alametleri:

 İnsan insandan uzaklaşıp eşyaya ve nesneye yaklaşmıştır. Nesnelerin diline kulak kabartan insan, kendi dilini unutmuş, yani bir nevi yutmuştur.

İnsan insanın yurdu değil kurdudur. Düşman olarak insana kendisi yeterlidir artık.

Din dünyaya hizmet eder hale gelmiştir. Dünyanın dinle bir ilişkisi kalmamıştır. Seküler insanın ahreti başardıktan sonra yerleşeceği yerdir.

Hırsızlar emek, yalancılar doğruluk, cimriler cömertlik nutukları atmakta, iyi insanların biniti olan iyi atlar yanlış insanların eline geçmektedir.

 Binalar zinaları sollamıştır. Çok katlı binalar ve gökdelenler insanın kutsalla ilişkisini sabote etmektedir. Fuhuş (aşırılık) önce çimentoda, demirde, kumda ve çakılda başlamıştır.

İslami kavramların hafızası ile oynanmıştır. Himmet, hizmet, hikmet, ülfet, ihlas, bereket, cihat..gibi kavramların içi boşaltılmış, plastik sözcüklere dönüşmüştür. Bu sözcükler ne yazık ki şimdi kimseyi hiçbir yere taşımıyor.

 Ehliyet ve emanet adalet kavramıyla birlikte enkaza yuvarlanmıştır. Herkes bir dayı, bir akraba, bir tanıdık peşinde makam-mevki ve iş kovalamaktadır. Bu koşuya yanaşmayan gerçek ehliyet ve liyakat sahipleri yok hükmündedir.

 Tasavvuf ehli terk-i dünya aşamasını çoktan ıskaladı ve terk-i ukba mertebesinden medet ummaktadır.

 İslam hızla yaşanan bir şey olmaktan çıkıp konuşulan bir şeye dönüşmektedir.

 Afrika’da su kuyusu açma gayreti güdenlerin yanı başında bir bardak suya hasret komşusuna su verme konusunda harekete geçmemesi çok olağan kabul edilmektedir.

 Hayat sürmenin gayesi çoluk çocuğuna güzel hayat yaşatmak idealiyle eşitlenmiştir.

  Müslüman öncüler bankalarla kanka olmuşlardır.

 İçki içmediği halde sonuçları itibariyle içki içmiş sersemlik ve sarhoşluğunda yaşayan müminlerin sayısı hızla artmaktadır.

Siyaset hakikatin önünü kesip her defasında cebirle haraç istemektedir.

 Müslümanların gücü ancak Müslümanlara yetmektedir. Herkes birbirinin kervanını yağmalamaktadır.

  Ulaşılamayan ve uzanılamayan şeylerin kutsallığı bitmiş, özel kişiler için ibaheler dönemi başlamıştır.

 Müslümanlar sınıfsız toplum kavramından fena halde ürker hale gelmişlerdir. Beyaz Müslüman, esmer Müslüman tasnifi yaygınlaşacağa benzemektedir.

Zekâtsızlıklarını üst üste umrelerle, şefkatsizliklerini güvercinlere yem atarak gidermeye çalışan iki dünyayı da para ile satın almaya kalkan varsıllar kıyılarımıza vurmuştur.

 Kâbe yerindedir, ama kıblemiz şaşmıştır.

Hüseyin Akın


3 Ekim 2016 Pazartesi

Hazret-i Hayder-i Kerrâr pîrimiz sultânımız

 
 
 
 
Nutuk : Es-Seyyid Eş-Şeyh Muzaffer Aşkiyyü'l Cerrâhiyyü'l Halvetî
Beste : Es-Seyyid Eş-Şeyh Muzaffer Aşkiyyü'l Cerrâhiyyü'l Halvetî
Makam : Hicaz
Usul : Sofyan

Biz Cerrâhî cânlarıyız cân veririz Hayder'e
Hamse-i Âl-i-Abâ'ya hem Evlâd-ı Kevser'e
Cân ü bâşı fedâ kıldık ol Fâtih-i Hayber'e
Bende-i Şâh-ı Velâyet'dir bizim unvânımız
Hazret-i Hayder-i Kerrâr pîrimiz sultânımız

Ehl-i Beyt-i Mustafâ'nın hâkine yüz sürmüşüz
Hamdülillah dü-cihânda Hakk'ı Hakk'da görmüşüz
Aşk yolunda sabr ile bir nice sırra ermişiz
Bende-i Şâh-ı Velâyet'dir bizim unvânımız
Hazret-i Hayder-i Kerrâr pîrimiz sultânımız

Şâh-ı sırr-ı velayetdir ol şehinşâh ey zâhid
Çün buyurdu "Ene ve Aliyyün min nûrin vâhid"
İşte Kur'ân işte Hadîs şânına âdil şâhid
Bende-i Şâh-ı Velâyet'dir bizim unvânımız
Hazret-i Hayder-i Kerrâr pîrimiz sultânımız

"Hel etâ" sûresinde Hakk zikreyledi şânını
Ehl-i semâ tebcîl etdi "Ebû Türâb" nâmını
Severiz biz dostlarını sevmeyiz düşmânını
Bende-i Şâh-ı Velâyet'dir bizim unvânımız
Hazret-i Hayder-i Kerrâr pîrimiz sultânımız

"Lahmüke lahmî demüke demî" buyurdu Resûl
"Rûhuke rûhî" sırrında tecellî kıldı vusûl
Ayrı gayrı vehmedende ma'rifet bulmaz husûl
Bende-i Şâh-ı Velâyet'dir bizim unvânımız
Hazret-i Hayder-i Kerrâr pîrimiz sultânımız

İlim şehri Muhammed'dir Ali anın bâbıdır
Bu gerçeği anlayanlar tarîkat erbâbıdır
Anınçün kim ehl-i irfân ayağı türâbıdır
Bende-i Şâh-ı Velâyet'dir bizim unvânımız
Hazret-i Hayder-i Kerrâr pîrimiz sultânımız

AŞKÎ eder Haseneyn'e dâim arz-ı iftikâr
Çün bilir ki sâkî-i kevserdir ol sahib-vekâr
"Lâ fetâ illâ Alî lâ seyfe illâ zülfikâr"
Bende-i Şâh-ı Velâyet'dir bizim unvânımız
Hazret-i Hayder-i Kerrâr pîrimiz sultânımız

Kerbelâ'da akan kandan geçmeyiz

 
 
 



Nutuk : Es-Seyyid Eş-Şeyh Muzaffer Aşkiyyü'l Cerrâhiyyü'l Halvetî
Beste : Hakan Alvan
Makam : Hicaz
Usul : Sofyan
Okuyan : Ahmet Özhan

Geçeriz dünyâda cân ü cânândan
Kerbelâ'da akan kandan geçmeyiz
Geçeriz ukbâda bâğ-ı cinândan
Kerbelâ'da akan kandan geçmeyiz

Kanar hâlâ kalbimizde bu yara
Hayderîyiz meyletmeyiz ağyâra
Çekseler de bizi sonunda dâra
Kerbelâ'da akan kandan geçmeyiz

Hüseyn bizim cânımız cânânımız
Hasan dahî dînimiz îmânımız
Kırılsak da pîrimiz civânımız
Kerbelâ'da akan kandan geçmeyiz

Genç ihtiyâr ateşe bıraksalar
Boynumuza bukağılar taksalar
Birer birer yakalayıp yaksalar
Kerbelâ'da akan kandan geçmeyiz

Hazret-i Hayder-i Kerrâr başımız
Hüseyn için dökülür gözyaşımız
Bu dünyada kalsa tek yoldaşımız
Kerbelâ'da akan kandan geçmeyiz

Ehl-i Beyt-i Mustafâ'ya fedâyız
Hamdülillah zâlimlerden cüdâyız
Rûz-i mahşer sâhib-i iddiâyız
Kerbelâ'da akan kandan geçmeyiz

Aşkî ağlar şehîd-i Kerbelâ'ya
Gözyaşıyla niyâz eyler Mevlâ'ya
Katlanırız binbir türlü belâya
Kerbelâ'da akan kandan geçmeyiz