21 Haziran 2017 Çarşamba

HAMİT AYTAÇ




HAMİT AYTAÇ

(1891-1982) XX. yüzyılın meşhur Türk hattatı.

O   zamanki   adı   Âmid   olan   Diyarbakır'da doğdu. Asıl adı Şeyh Musâ Azmi'dir. Babası. Müstakimzâde'nin Tuhfe'sinde adı geçen hattat Âdem- i Âmidî'nin torunlarından Zülfikar Ağa, annesi Müntehâ Hanım'dır. Diyarbakır'da sıbyan mektebini, askerî rüşdiyeyi ve idâdîyi bitirdikten sonra 1908'de yüksek tahsil için İstanbul'a gitti. Bir yıl Mekteb-i Nüvvâb'a (1910'dan sonraki adıyla Mekteb-i Kudât) devam ettikten sonra sanata karşı kabiliyetini gören hocalarının tesiriyle Sanâyi-i Nefise Mektebi'ne kaydoldu.  Fakat  babasının  ölümü  üzerine  geçimini
sağlamak için çalışmak zorunda kaldığından tahsilini tamamlayamadı. Haseki'de Gülşen-i Maârif Mektebi'nde hat ve resim hocası olarak  çalışmaya başladı; bu arada özel şekilde matbaa işleriyle de uğraştı. Rüsumat (Gümrük) Matbaası. Mekteb-i Harbiyye Matbaası ve sonra da hocası Mehmed Nazif Efendi'nin vefatı üzerine tayin edildiği Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye Matbaası'nda Mehmed Emin Efendi ile beraber hattat olarak çalıştı. Bir yıl kadar da Almanya'da haritacılık ihtisası yapan Mûsâ Azmi Bey döndüğünde memuriyeti yanında geçim  sıkıntısı  sebebiyle  Babıâli'de  Hattat  Hâmid  Yazı  Yurdu'nu  açarak  Hâmid  rnüstear imzası ile piyasaya  yazılar  yazmaya başladı.  Bir  süre sonra da resmî  görevinden ayrılıp kendini tamamen bu işe verdi. 1928 harf inkılâbından sonra atölyesini matbaa haline getirerek klişecilik, çinkografi, pantografi, mamul maddeler için lüks etiket ve kartvizit basımı gibi işlerle meşgul oldu. Bunların yanı sıra hat ile de ilgisini kesmeyerek yurt içinden ve yurt dışından   gelen   özel   istekleri   karşılamaya   devam   etti.   1960   yılında  Paşabahçe  Cam Fabrikası'na girdi, Burada imal edilen cam eşya üzerine çeşitli yazılar yazdı. 1975'te emekliye ayrıldı; ömrünün geri kalan kısmını yazı yazmakla geçirdi. 19 Mayıs 1982'de vefat etti. Kabri Karacaahmet Mezarlığı'nda Şeyh Hamdullah'ın mezarının yakınındadır.
Hamit  Aytaç  yazı  sevgisini  ve  ilk  yazı  derslerini,  yetişmesinde  büyük  rolü  olan  sıbyan

mektebindeki hocası -sonradan Büyük Millet Meclisi'nin ilk dönem Diyarbakır mebusu olan- Mustafa Akif (Tütenk) Bey'den aldı. Askerî rüşdiyede. aynı zamanda Ali Rızâ Bey ekolüne bağlı bir ressam olan Yüzbaşı Hilmi Bey'den sülüs, Vâhid Efendi'den de rik'a meşketti. Bu iki sanatkârdan Romen ve Gotik yazılarını da öğrendi. Ayrıca Hoca Esad Efendi ile Kolağası Ahmed Hilmi Efendi'den de sülüs ve nesih dersleri aldı. Yazıya olan merakı sebebiyle mektepte bir yılını kaybedince babası yazıyla uğraşmasını menetti. Ancak Sultan II. Ab- dülhamid'in  cülus  yıl  dönümünde  yazdığı  bir  tuğra  sebebiyle  aldığı  ödül.  tekrar  yazıyla meşgul olmaya başlamasını sağladı. İdadi yıllarında. Mustafa Rakım yolunda bir hattat olan akrabası Abdüsselâm Efendi'den sülüs ve celisini ilerletti, şahsiyeti ve sanat anlayışı büyük ölçüde bu zatın etkisinde gelişti. İmam Said Efendi'den de istifade etti. Ayrıca resimle de ilgilenerek ressam Ali Rızâ Bey tarzında eserler verdi ve daha çok peyzaj ile meşgul oldu. İstanbul'a geldiğinde Gülşen-i Maârifteki öğretmenliği sırasında mektebin müdürü Süreyya Bey vasıtası ile tanıştığı Hacı Nazif Bey'den celî-sülüs, Reîsülhattâtîn Kâmil (Akdik) ile Neyzen Emin (Yazıcı) efendilerden sü-

lüs ve nesih yazılarında faydalandı. Tuğrakeş İsmail Hakkı (Altunbezer) Bey'in ya- nında tuğra çekme tekniğini geliştirdi. Ta'likte bir müddet Hulusi (Yazgan) Efen-di'ye devam ettiyse de daha çok Mehmed Esad Yesârî'nin yazı örneklerinin etkisinde kaldı ve onun yolunu benimsedi. 1916'ya kadar yazılarında "Şeyh Musâ Azmî", "Musâ Azmî" veya sadece "Az- mî",  bu  tarihten  sonra ise Diyarbakırlı  oluşuna  telmihen  "Hâmidü'l-Âmidî"  ya da  yalnız "Hâmid" imzasını kullandı ve daha çok bununla tanındı. Celî-sülüste Mustafa Rakım ve Sami efendiler yolunda mükemmel bir sanat çizgisi ortaya koydu. Yetmiş beş yıllık sanat hayatının en parlak devresi 1920-1965 yılları arasına rastlar. Bu sürede ve sonrasında sayısız eser veren ve hayatını hattatlıkla kazanan Hamit Aytaç'a, Türk sanatı ve kültürüne üç çeyrek asra varan hizmeti ve katkıları sebebiyle İstanbul'da 1982 yılında Aydınlar Ocağı Bilim ve Sanat Kurulu tarafından "Üstün Hizmet Armağanı" verildi.

Hattat Hamit'in sanatını geliştirmede şahsi gayreti ve çabası ön planda gelir. O eskiusulde bir hattatın yanında yetişmiş olmayıp daha çok hat otoriteleriyle mütalaa ve müzakerelerde bulunarak ve eski hattatların yazı örneklerini sabırla ve titizlikle inceleyerek ilerlemiş ve başta celî-sülüs olmak üzere sülüs, nesih, celî, talik ve diğer yazı çeşitlerinde, hatta Latin yazılarında hemen hemen aynı kudrette kalem kullanan bir sanatkâr şahsiyetiyle kendisini sanat çevrelerine kabul ettirmiştir. Hamit Aytaç, İslâm yazı sanatlarına yön veren ve İslâm dünyasının dikkatlerini İstanbul üzerinde toplamayı başaran büyük Türk hattatlarının sonuncusudur.

En önemli eserlerinden biri, satırlarda "Allah" lafızlarını alt alta getirerek, diğeri de Hasan Rızâ Efendi'nin mushaf-ı şerifini esas alarak yazdığı Kur'ân-ı Kerîm'lerdir. Bunların ilki 1974'te ve daha sonraki yıllarda İstanbul, Almanya ve Beyrut'ta, diğeri ise 1986 yılında İstanbul'da basılmıştır. Kur'an cüzü. en'âm-ı şerif, Yâsîn-i şerif, dua ve evrâd mecmuası, elifba türünde yayımlanmış eserleri yanında, hilye, kıta, murakka' vb. levha boyutlarında sayısız eseri olup bunların pek çoğu Türk ve dünya koleksiyonlarına girmiştir. Eski harflerle ya- yımlanmış yüzlerce kitap, dergi, gazete ve mecmuanın kapak yazıları ile yeni harflerle neşredilmiş dinî ve edebî eserlerin Arapça metinlerinin pek çoğu onun kaleminden çıkmıştır. Son yazılarından oluşan Kırk Hadis, Abdülkadir Karahan'ın açıklamalarıyla birlikte Kültür Bakanlığı'nca bastırılmıştır (İstanbul 1977; Ankara 1985).

Şişli ve Söğütlüçeşme camileri ile Sirkeci Hobyar Mescidi'ndeki  yazıları, İstanbul Eyüp Camii'nin kubbe yazılan, Ankara Kocatepe Camii'nin mihrap üstü ve ana kubbe göbeği yazıları, Kasımpaşa Camii dış revakları üzerindeki Nebe' sûresi, Kadıköy Moda, Kartal, Pen- dik, Paşabahçe, Fındıklı, Hacıküçük, Çanakkale Çan, Denizli Tavas camileri yazıları, mezar taşlarına hakkedilmiş hatları onun celî yazıdaki dehasını ve kudretini gösterir. Özellikle Şişli Camii kapısı üzerindeki celî-sülüs aynalı istifi dünyaca ünlüdür. İstanbul Belediyesi Şehir Müzesi'nde 4603, 4604, 4605, 4626, 4651, 4658, 4661 numaralarda kayıtlı celî-sülüs, celî- ta'lik ve celî-divanî yazılan da onun en güzel eserlerindendir.

İslâm Konferansı Teşkilâtı'na bağlı Milletlerarası İslâm Kültür Mirasını Koruma Komisyonu   tarafından   1986   yılında   İstanbul'da   düzenlenen   milletlerarası   ilk   hat müsabakasına onun adı verildi.

Hayatının son yıllarında yurt içinde ve yurt dışında pek çok talebenin yetişmesine sebep olmuş ve icazet vermiştir. Hattat Halim Özyazıcı ve Iraklı Hâşim Muhammed el- Bağdâdî kendisinden faydalananların başında gelir.


Bibliyografya:

İbnülemin, Son Hattatlar, s. 119-124; Habîbullah Fezâilî, Atlas-ı Hat, İsfahan 1391, s. 379. 380, 649, 650; Mahmûd Şükr el-Cebûrî, Neş'e-tü-hatti'l-'Arabî ve tetavvüruh, Bağdad 1974, s. 171-173; Naci Zeyneddin. Musavveretü'l-hatti'l-'Arabî, Beyrut 1974, s. 133, 150, 188, 194, 263, 352, 361; a.mlf.. Bedâ'icu'l-hattı'l-Arabî, Bağdad 1981, s. 193, 196, 252, 253, 293, 294, 302, 335; M.  Uğur Derman.  "Hamid Aytaç",  Türk Hat Sanatının  Şaheserleri, İstanbul 1982, s. 65-67; a.mlf.. "Hamid Bey", Lâle, sy. 1, İstanbul 1982, s. 18-19; Kâmil el- Baba, Rûhu’l hatti’l-Arabî, Beyrut 1983, s. 102-103, 134-136, 201, 221, 230, 246-251; Şevket Rado, Türk Hattatları, İstanbul 1984, s. 267-269; a.mlf., "Kaybettiğimiz Büyük Sanatkâr Hat- tat Hamid Aytaç", Türkiyemiz, sy. 39, İstanbul 1983, s. 1-4; Milletlerarası Hattat Hamid Aytaç Hat  Yarışması  (nşr.  IRCICA),  İstanbul  1985;  İsmet  Kerim  Yenisey,  "Hattat  Hamid'le Mülakat", Selâmet, nr. 40, İstanbul 20 Şubat 1948, s. 12-13; Ali Alpaslan, "Hamid Aytaç", Hayal Tarih Mecmuası, sy. 11, İstanbul 1972, s. 16-20; a.mlf., "İslâm Yazı Çeşitleri", Sanat Dünyamız, sy. 32, İstanbul 1985, s. 35; sy. 33 (1985), s. 33; sy. 35 (1986), s. 41 ; a.mlf., "Hat- tat Hamid'in Kaybının Düşündürdükleri", Milliyet, İstanbul 04 Temmuz 1982; a.mlf.. "Hattat Hamid", Kaynaklar, sy. 1, İstanbul 1983, s. 48-53; Necmeddin Şahiner. "Hat Ustası Hamid Aytaç", Yeni Nesil, İstanbul 14 Şubat 1975; "Illüminating The Quran", Arabia, London 1981, s. 74-75; Muhammed Harb. "Hamid: âhirül-hattâtini’l-izâm", el'Arabî, Kuveyt 1982, s. 76-81; "Harflerin Bestekârı Kendisini Anlatıyor", İlme İrfana Ümrana Köprü, sy. 61, İstanbul 1982, s. 8-15; İsmail Yazıcı, "Hattat Hamid ile Hastanede Yapılan Son Mülakat", Sanat ve Kültürde Kök, XVI, İstanbul 1982, s. 10-26; Emin Barın, "İslâm Âlemi Hattat Hâmid'i Çok İyi Tanır", Yeni Nesil, İstanbul 31 Temmuz 1982; Selçuk Erez, "Bir Kültür Ustasının Ölümü", Güneş, İstanbul 1 Haziran 1982; "Regard sur la Calligraphie Islamicue: Calligraphe Hamid Aytaç", Bulletin d'lnformaüon IRCICA, İstanbul 1982, s. 11-13. (M. Hüsrev SUBAŞI, “Aytaç, Hamit”, DİA., IV, 287-289.)

 Fe raset: Allah'ın nuruyla bakmak Ebû Hüreyre"den (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Mümin, bir del...